7 Kasım 2013 Perşembe

Anonscu!


Decibel Bellini'miş adı. Napoli'nin evi San Paolo'da oynadığı karşılaşmalarda gol anonsu yapıyor ve videodaki görüntüler Napoli'nin Dortmund'u ağırladığı maçta Higuain'in attığı golün anonsuna ait. İşini o kadar iyi ve tutkulu icra ediyor ki izlerken etkilenmemek elde değil. San Paolo'nun ambiyansını ve Napoli taraftarlarını da es geçmeyelim tabii. Harika!

4 Kasım 2013 Pazartesi

Maç Yazısı: Beşiktaş-Karabükspor


Karabük doğumlu olup aynı zamanda Karabük'te yaşayan biri olarak; karmaşık duygular içerisinde izlediğim, 3 farklı skorunda beni tatmin edeceği bir karşılaşma oynandı. Maç esnasında beraberlik durumunda liderle puan farkının giderek açılacağını aynı zamanda Karabükspor'un puan çıkaramaması durumunda düşme potasını bir adım daha yaklaşacak olması hususunda yaşadığım kararsızlık sebebiyle çok farklı duygular içerisindeydim.

Oğuzhan'ın Akhisar maçı ile beraber sahalara dönmesi, Atiba'nın hastalığını atlatıp ilk 11'de ki yerini alması ve Sivok'un savunma tandemini tamamlası ile beraber geride kalan haftalarda sıkıntı yaşanan bölgelerdeki sorunlar kağıt üzerinde giderilmiş gözüküyordu. Tabii takımın jokeri Atiba'nın sağ bekte oynadığını hatta Serdar'ın giderek düşen form grafiğinde o bölgede daha güvenilir bir tercih olduğunu da belirtmekte fayda var. Almeida'ya değinmek istemiyorum artık sinirlerim bozuluyor yoksa.
  • Oğuzhan Genelinde
Oğuzhan, sakatlığını dolayısıyla henüz 90 dakikalık fizik gücüne sahip olmamasına rağmen Fernandes'in daha çok merkez orta saha görünümlü oynadığı düzende, Beşiktaş'ın hücumdaki 1 numaralı yaratıcı gücü olduğunu tekrar tekrar göstermeye devam ediyor. 16. dakikada kendi ceza sahasınından aldığı topu yaklaşık 60 metre slalomlar eşliğinde sürerek rakip yarı sahaya taşıması fakat bunu golle sonuçlandıracak pas opsiyonunu bulamaması anlaşılır değil. Devamında, altıpas civarından kaçırdığı net gol pozisyonu belki de maçın kırılma anıydı. Oğuzhan golü bulsa maç Beşiktaş lehine çok daha olumlu gelişebilirdi. Hatta o pozisyonda Oğuzhan'a olan güvenim çok fazla olduğundan, topun ağlarla buluşmadığında verdiğim tepki, maçı izlediğim ortamdaki amcaları rahatsız edecek boyutlara ulaştı. 

  • Olcay out, Frei in!
Bilic'in Frei hamlesi doğruydu fakat biraz gecikti. Kerim Frei'ın sahip olduğu enerji inanılmazdı. Aldığı her topu dikine kullandı, pozisyon yarattı. İlerleyen haftalarda ilk 11'de düşünülebilir fakat oyuna sonradan girdiğinde yapacağı etki müthiş boyutta.
  • Sağ Eli Göğsünde İshak!
İshak Doğan'ın sağ elini göğsüne koyduktan sonra kullandığı köşe atışlarına değinmeden olmaz. Maç boyunca 3 defa denediği falsolu, direkt kaleye yönelen korner atışları, Beşiktaş kalesinde ciddi tehlikeler yarattı. İlerleyen haftalarda da sahalarda görmek istediğimiz hareketler bunlar!

Halilovicgiller


Hoffenheim - Bayern maçının devre arasında Lig Hatırası programında 1998-1999 sezonu Beşiktaş - Karabükspor maçı dikkatimi çekti. 1-1 sonuçlanan maçta Karabükspor'un golünü atan oyuncu Sejad Halilovic'ti.

Çağrışım yoluyla akla gelen ilk isim Alen Halilovic'ti şüphesiz. İki sezon boyunca Karabükspor forması giyen Sejad Halilovic'in oğlu oluyor kendisi. Baba Halilovic bir dönem Dinamo Zagreb altyapısında teknik direktörlük görevi üstlenmiş. Hırvat futbolunun son dönemde yetiştirdiği en iyi gençlerden biri olarak gösterilen, "yeni Modric" veya "Hırvat Messi" olarak lanse edilen oğlu Halilovic'te şu an Dinamo Zagreb forması giyiyor. Kulübüyle sözleşmesi 2014 yılında sona erecek olan Alen'in taliplileri bir hayli fazla. Geçen sezon Şampiyonlar Ligi'nde Paris SG ile oynadıkları maçta oyuna sonradan girerek, bu arenada forma giyen en oyuncu olan Halilovic'i tanımayan futbol sever neredeyse yok.

Dinamo, şu ana kadar Alen için gelen teklifleri hepsi reddetse de Haziran 2014'te sözleşmesi bitecek olan Halilovic'in yakın zamanda kendisiyle ilgilenen Avrupa devlerinden birine imzaladı. Bayern ve CSKA Moskova ile adı son dönemde anılsa da tercihini Premier Lig'den yana kullandı, Tottenham'a imzaladı fakat yasalar gereği 18 yaşına basana kadar Halilovic'n yurt dışına transfer olması olanaksız. Bu sezon Avrupa Ligi'nde sahne alan Alen için bu arenada boy göstermek büyük bir deneyim olacak.


Baba Halilovic, Karabükspor forması altında 52 maça çıkmış.

Kaynak: kırmızımavi.org

19 Ekim 2013 Cumartesi

Adana ne renk?


20.10.13 Pazar, 19:00 Adanaspor - Adana Demirspor

(via @caricaturella)

4 Ekim 2013 Cuma

Bundesliga'nın Yenisi: Vaclav Kadlec


Frankfurt'un sezon başında Sparta Prag'tan transfer ettiği 21 yaşındaki çek yetenek Vaclav Kadlec lige hızlı bir giriş yaptı.

Zamanında Liverpool ile deneme antrenmanlarına çıkması, bir diğer ada ekibi Chelsea'nin kendisi için 6 milyon pound önerdiği söylentileri ve henüz 16 yaşında iken Sparta Prag formasıyla mücadele etmesi ve aynı sezon ilk golünü atarak erken yaşta vitrine çıkması Vaclav Kadlec'i çek futbolunun son zamanlarda yetiştirdiği en iyi ve en çok umut bağladığı oyunculardan biri olması için yeterli sebeplerdi.

Çocuk sayılabilecek yaşta Çek Süper Lig'inde oynamaya başlayıp, erken yaşta tecrübe edinmeye başlayan Vaclav Kadlec, zamanın başarılı kulüplerinden Bohemians altyapısında eğitim görmeye başlamış. Burada gösterdiği performansla, henüz 16 yaşındayken 500.000 euro karşılığında Sparta Prag'a transfer olmuş. Transfer edildiği sezondan bu yana giderek daha sık forma şansı bulmaya ve gollerini sıralamaya başlayan Kadlec'in adı bir dönem Chelsea ile anılmış, Premier Lig'e adım atacağı konuşulmuştu. Menajerlik oyunlarının wonderkidlerinden olan Kadlec, bir zamanlar adı büyük kulüplere anılmasına rağmen sezon başında Bundesliga'ya adım attı. Frankfurt kendisi için kulübüne 3.5 milyon euro bonservis bedeli ödedi. Kısa kariyerinde Sparta Prag formasıyla 105'i ilk 11 olmak üzere 147 maçta forma şansı bulan Vaclav, rakip fileleri 39 kez havalandırırken 13 gol pası verdi. Alt yaş kategorilerinde bir çok kez milli formayı giydikten sonra, 12 Ekim 2010 tarihinde, sakatlığı nedeniyle kadrodan çıkarılan Milan Baros'un yerine forma giydiği Liechtenstein karşılaşmasında bir de gol atan Kadlec, Çek futbol tarihinin en genç golcüsü ünvanını elinde bulunduruyor. Ayrıca bu yaz U21 Dünya Şampiyonasında 6 maçta 4 gol atma başarısı göstermiş.



Nasıl bir oyuncu?

Kadlec, Sparta Prag'ta vitrine çıktığında onu takip etmek, Youtube videolarından öte değilken, Bundesliga'ya adım atması ile kendisini 90 dakika izleme şansı bulmuş olduk. Öncelikle erken yaşta tercihini Bundesliga'dan yana kullanması, bir çok Çek oyuncuyu yapısında barındırdığı için büyük bir avantaj. Çok fazla uyum sorunu yaşamayacaktır ki performansına bakarsak yaşamadı da. 1.82 boyunda, yüz hatlarına bakıldığında bir lise öğrencisini andırmasına rağmen Çek futbolunun sert koşullarında yıllarca mücadele etmesi bu sorunu ortadan kaldırıyor. Bitiriciliği, 3.bölgede tutma, sırtı dönük oynama özelliği, hava toplarındaki becerisi ve dripling kabiliyeti ile ön plana çıkıyor fakat bazı forvet oyuncularının sahip olduğu defansif özelliklere sahip değil ve zaman zaman oyun içinde kayboluyor. 

İstatistiklere ve performansına bakıldığında tek forvet olarak oynadığında daha etkili oluyor. Frankfurt formasını giydiği ilk 3 maçta -Braunschweig, Dortmund, Bremen- teknik direktör Armin Weh tarafından en uçta tek forvet olarak görevlendirildi ve toplamda 3 gol, 1 asist kaydetti. Sonrasında Stefan Aigner ile ikili oynayan Kadlec, son 2 maçta vasatı aşamadı.  Dün akşam Apoel karşısında, 4-4-2 düzeninde Lakic ile birlikte sahaya sürülen Kadlec, 1 asist yaptı. Toplamda Frankfurt formasıyla, 8 maçta 4 golü ve 2 asisti bulunuyor.

Özellikle Braunschweig ve Werder Bremen karşılaşmalarında ortaya koyduğu performansı sezonun genelinde yaydığı takdirde sezonun en iyi transferleri arasına girebilir, Bundesliga ve Frankfurt onun için sıçrama tahtası olabilir. Belki de Çek futbolunun, Rosicky ve Nedved gibi isimlerin ardından yetiştirtiği en büyük oyunculardan biri sahne alıyor.

2 Ekim 2013 Çarşamba

Maç Yazısı: Antalyaspor-Beşiktaş


Atatürk Olimpiyat Stadı'nda üzücü olaylarla biten Galatasaray derbisine kadar geçen süreçte her şey Beşiktaş yönetiminin, teknik heyetin ve taraftarın hayal ettiği doğrultuda ilerliyordu fakat derbide gerek saha içinde ve dışında yaşanan provokasyonlar, gerek hükmen 3-0 mağlubiyetin tescillenecek olması ve akabinde gelen Antalyaspor yenilgisi rotayı tersine çevirdi.

Antalyaspor yenilgisine farklı pencerelerden bakıp, farklı yorumlar yapabilmek mümkün. -İlker Meral ve muazzam(!) yönetimine değinmek istemiyorum artık çok sıkıcı bir hal almaya başladı.-

1.) Ağır Defans Hattı: Escude, oyunu daha çok teknik becerisi ile oynayan, hızlı olmamasına rağmen, savunma yer tutma ve topu oyuna sokma konusunda belli kabiliyetlere sahip ağır bir defans oyuncusu ve Slaven Bilic'in oyun anlayışında Escude'nin topu oyuna sokma becerisi önemli yer tutuyor. Ama son maçta da görüldüğü üzere; Lamine Diarra gibi defansın arkasına etkili koşular yapan, süratli hücum oyuncuları Beşiktaş savunması için tehlike arz ediyor. Bu bölge için revizyon söz konusu olabilir. Hazırlık kampında dikkat çeken genç Pedro Franco veya illa sol stoper olacaksa Ersan Gülüm tercihi yadırganmaz. Ramon Motta takımın ihtiyacı olan agresifliği sahaya yansıtıyor fakat Serdar'ın ilk haftalardaki performasını ile son 2 maçta ortaya koydukları arasında uzak ara fark var.

2.) Psikolojik Etkenler: Tatsız olaylar yaşandığından beri tüm bunlar bir provokasyon olduğunu, Beşiktaş taraftarı olmayanların takımın ahengini bozmak amacıyla böyle bir işe kalkıştığı fikrine katılıyorum ve tüm bunlar yaşanırken sahada olan oyuncuların tüm -üstelik genç bir takımın- bunlardan etkilenmemesi mümkün değil. 

3.) Oğuzhansızlık: İtiraf edeyim; Takımda en beğendiğim oyuncu Oğuzhan. Oğuzhan olmadığında, Beşiktaş orta sahasının yaratıcılık sınırları çizilmeye başlanıyor. Topu ileri taşıyabilecek, kiliti açacak estetik oyuncu eksikliği hissediyor, gözler onu arıyor. Bilic'in elinde Sezer seçeneği var ama Sezer'in henüz hazır olup olmadığı da bir başka tartışma konusu.

16 Eylül 2013 Pazartesi

Maç Yazısı: Beşiktaş-Bursaspor


Samet Aybaba'sız Beşiktaş'ın maçlarını burada  analiz etmek nispeten daha basitti çünkü daha çok eleştirisel olarak bir çok noktaya değinme durumu olduğu için bu satırları doldurmak, eksik yönleri yazmak, Bilic ve ekibinin yarattığı dört dörtlük Beşiktaş'ına göre daha kolay oluyordu.

Tam okuldan döndüğümde vakit bulmuş ve taslak için kafamda bazı fikirler belirmişken, alt yazıda Oğuzhan'ın 2 ay sahalardan uzak kalacağını görmem, bütün hevesimi bir anda aldı götürdü ama yine de bir kaç şey karalayacak olursak; uzun zamandır ilk defa bu kadar rahat Beşiktaş maçı izlediğimi hatırlıyorum. Bilirsiniz, Beşiktaşlı olmak zordur. Çarşı'nın bir marşında geçtiği gibi "bir derdim var bin dermana değişmem asla" misali.. Üstelik Bursa gibi ligin en zor deplasmanlarından birinde, bu denli rahat ve rakibe 90 dakika boyunca 1 dakika olsun oyunda var olma şansı vermeyen, okullar açılmadan 1 gün önce arkadaşlarla stres attığımız, izlerken gırgır şamatanın bolca olduğu maç ortamı sağladığı için tüm oyunculara, Slaven Bilic ve ekibine saygımı sunmak isterim.

Gökhan Töre, dünya çapında olan dripling yeteneğini abartmadan daha yerinde ve zamanda doğru tercihlerde bulunarak topu daha verimli kullanıyor. Olcay, geçtiğimiz sezona nazaran enerjisini daha verimli kullanıyor. Kaptan Sivok, sadece gol atmakla kalmıyor partneri Escude'ye bir de asist yapabiliyor. Fernandes usta ve çırağı Oğuzhan her zamanki gibi muhteşem ikili, en büyük destekçileri Atiba ise sahanın her yerinde. Çok iyiyiz, çoook!

Yeni Transfer Ramon

Ramon ile sahada her zaman ihtiyacımız olan yeterli agresifliği bulduğumuzu düşünüyorum. Tek maçla değerlendirmek doğru olmaz ama asıl sol bekimiz İsmail'in iyileşme süreci boyunca Ramon Motta ile o bölgede sıkıntı yaşamayız. Klasik Brezilyalı, bilekleri ortalama bir sol bek oyuncusuna oranla gelişmiş, bindirmeleri ile etkili olabilir.

12 Eylül 2013 Perşembe

Rotasyon: Olcay & Kerim Frei


Beşiktaş bu sezonda Avrupa Kupaları'nda mücadele edemeyeceğinden lig ve kupa maçlarında aynı bölgenin oyuncularına teknik direktör Bilic'in şans vermesi, genç oyuncuların tecrübe kazanması, onların önünü açması için önemli yere sahip. Özellikle sol kanat için yeni transfer Kerim Frei ve Olcay'ın forma rekabeti ön plana çıkıyor.

Olcay ilk sezonundaki muhteşem performansının Trabzonspor maçı ile devam edeceğinin sinyalini vermişti fakat geri kalan maçlarda her ne kadar istenilen etkiyi yaratamasa da sahada ki varlığı bile Beşiktaş için avantaj teşkil ediyor. Olcay, bir kanat oyuncusunun sahip olması gereken teknik kapasiteyi barındıran, savunmanın arkasına yaptığı koşularla rakibi zorlayan fakat daha çok 3. bölgede rakibe  baskı uygulayan, her topa koşan, zorlayan yapısıyla ön plana çıkan bir karaktere sahip olduğunu biliyoruz. Mesela son milli maçta Fatih Terim'in Burak'ın yerine bir savunma oyuncusu almaması ya da ortasahaya takviye yapmak yerine Olcay'ı sahaya sürmesi de bunu açıklıyor aslında. İleride rakibe baskı kurmak ve top tutmak.. Biraz Dirk Kuyt'un Türk versiyonu gibi.. ve özellikle Bilic'in oturtmak istediği takım savunmasında çok önemli yere sahip.

Peki Kerim Frei? Transfer döneminde maddi koşulları çerçevesinde çok mantıklı bir transfer politikası izleyen Beşiktaş'ın son akıl ürünü transferi Kerim Frei, 19 yaşında. Olcay'a nazaran daha yetenekli, dikine oynayan, kapalı savunmaları aşmak için her takımın ihtiyaç duyabileceği dripling kabiliyeti yüksek  ve özellikle uyum sürecini çabuk atlattığı sürece takıma direkt etki yapabilecek bir isim. -İsveç'e karşı oynanan U21 karşılaşmasında attığı Messivari golde olduğu gibi- Oğuzhan, Muhammed ve Töre'den sonra Kerim'in de takıma katılmasıyla yetenek olarak seviye atlayan Beşiktaş'ın izleyenlere futbol zevki yaşatacağı kesin..

Olcay mı Frei mı? Dediğim gibi; Frei, çoğu alanda sahip olduğu kanat oyuncusu özellikleri ile önde gibi fakat Olcay'ın ansızın skor üretebilme becerisi beni kararsız kılıyor.

İkiyüz!

10 Eylül 2013 Salı

3 Eylül 2013 Salı

Arnautovic Transferi


Avrupa transferin son gününde çok fazla transfer gerçekleşti. Marko Arnautovic son gün Premier Lig ekiplerinden Stoke City'e transfer oldu. 

Stoke City,  temel futbol felsefesi katı savunma anlayışından oluşan, fiziksel özelliklerin ön planda tutulduğu ve futbol takımından çok bir ragbi takımını andıran yapısıyla çoğu futbol seyircisine hitap etmeyen kısacası futbolu çirkinleştiren izlenmeyesi takım. Aslında başarılarının altında yatan asıl sebepte bu değil mi?

Genelde Premier Lig'in en az gol atan takımı olma hüviyetini sahip olan Stoke City, geçen sezon rakip filelere yalnızca 34 gol gönderdi ve bu alanda küme düşen Queens Park Rangers'ın ardından en az gol atan 2. takım oldular. Ve işte Arnautovic, oyun planı; takım halinde geri yaslanıp kontra ataklarla gol arayan ve en önemlisi uzun boylu oyunculardan kurulu olmalarının verdiği avantajla serbest vuruş ve taç atışlarından skor üretmeye çalışmak olan bu takıma transfer oldu.

Ben açıkcası en çok acınası haldeki Stoke City taraftarlarına seviniyorum. Aslında onlarda durumun farkında. Ligde tutunmaları için çirkin futbol anlayışlarına devam etmeleri gerek ama  Marko Arnautovic'in takıma katılmasıyla biraz olsun izlenesi bir takım oldular. En azından Britannia Stadı'nı dolduran taraftarlar, gününde olan bir Marko'yu yakalarlarsa son yıllarda yaşamadığı deneyimleri yaşayabilir, taç çizgisinde topu alan Marko birkaç rakibin eksiltip, içeri sokulabilir ve vuruşunda topu ağlara gönderebilir.

Yaramaz & Yetenekli Marko

Arnautovic, saha içinde yaptıklarından çok saha dışında yediği haltlarla gündeme gelen, esasında yetenekli bir futbolcu. Sadece ben demiyorum, Mourinho'da böyle düşünüyor. Twente'de gösterdiği performans Inter transfer olmasını sağladı fakat İtalya'da tutunamayınca Bremen'e transfer olmuştu. Bremen'den takım arkadaşı Elia ile hız yaptıkları gerekçesiyle polis radarına yakalanmış, kadro dışı bırakılmıştı. Daha öncesinde "Bremen'den cacık olmaz" tarzı bir açıklama yapıp tepki toplamıştı. Ee normal Balotelli'nin kankası sonuçta!

20 Ağustos 2013 Salı

Ekolün Son Parçası: Bernard


Brezilya futbolunun son dönemde yetiştirdiği yeni yıldız adaylarından 20 yaşındaki bücür Bernard, Lucescu'nun takımı Shakhtar'a transfer oldu.

Lucescu'nun takımın başına geçtiği günden bugüne başarı basamaklarını aksaksız tırmanan Shakhtar'ın bu seviyeye gelmesinde kuşkusuz yaratılan Brezilya ekolünün payı çok büyük. Defans hattını yerli veya Doğu Avrupalı fiziki açıdan güçlü futbolculardan oluşturup ileride tercihini Brezilyalı futbolculardan yana kullanıp Ukrayna Ligini domine eden, Avrupa'da ise her sene üstüne koyarak devam eden Lucescu'nun takımında yaz transfer döneminde kadroya katılan Fernando, Wellington Nem, Fred ve Bernard ile birlikte toplam 12 Brezilya asıllı futbolcu yer alıyor. 

Yaz transfer döneminde Bernard için kulübü Atletico Mineiro'nun kapısını çalan tek kulüp Shakhtar değildi. Bu süreçte Bernard'ın adı Dortmund, Tottenham ve Porto ile ciddi şekilde anıldı fakat o tercihini Ukrayna'dan yana kullandı. Dortmund'un kendisi için 12 milyon euro teklif ettiği haber olurken Shakhtar, onun için 25 milyonu gözden çıkardı. Peki eder mi? Henüz 20 yaşında, sadece ülke sınırları içerisinde top koşturmuş ve milli takımın direkt oyuncusu olmadığını da hesaba katarsak, etmez. Aslında Brezilyalı oyuncuların bu tarz uçuk rakamlarla yurt dışına transfer olmasının altında yatan başlıca sebebin, menajerler ve pazarlama becerileri olduğu aşikar.

Genç yaşta evinden ayrılıp, kıta ve yarım küre değiştiren bu delikanlının yeni takımına, farklı futbol anlayışına ve Doğu Avrupa'nın sert iklimine uyum süreci, performansına etki eden en büyük faktörler olacak. Takımda, kendisi ile beraber 12 Brezilyalı'nın bulunması ve kurt hoca Lucescu'nun elindeki malzemeden en yüksek verimi alması ise en büyük avantajı olacak.

Nasıl bir oyuncu?

Öncelikle Bernard'ı fazla izleme şansı bulamadım. Konfederasyon Kupası'nda oyuna sonradan girip süre aldığı maçlarda ve youtube aracılığıyla izlediğim görüntülerle kendisi hakkında fikir sahibi olabildim.

20 yaşında, boyu 1.68 -bazı kaynaklar 1.62 diyor-. Brezilyalılara has futbol yeteneğini, gelişmiş top tekniğini ve hızını, futbol zekası ile birleştirildiğinde ortaya çıkan hücum silahi, ufak tefek yapısına aldırmadan rakip savunmalara zor anlar yaşatan, "pırpır" tanımlamasına uyan bir oyuncu. Özellikle Jo'ya yaptığı asist görülmeye değer.


Marco's Moves 1


İzlemekten en çok keyif futbolcuların başında gelir Reus.. Hatta şöyle söyleyeyim; Bundesliga'da sezon boyunca hangi takımın daha çok maçını izlediysem sebebi bu adamdır. 2 sezon önce Gladbach'ta underrated kral Juan Arango'lu, Dante'li kadro ile müthiş işler yaparken izlemeye doyum olmuyordu, Dortmund'a geçti zirve yaptı. 

İzlemeye devam.. 


19 Ağustos 2013 Pazartesi

Maç Yazısı: Beşiktaş-Trabzonspor


Sezonun ilk maçında, sahada geçen sezon en çok sıkıntı yaşanan meselelere çare bulmuş, şuursuzca gerçekleştirilen hücumdaki çoşkunun yerine daha sakin temkinli oynayan, takım halinde savunmada daha derli toplu gözüken Slaven Bilic'in Beşiktaş'ı vardı.

90 dakika boyunca oyunun kontrolünü elinde bulunduran ve tempoyu belirleyen Beşiktaş'ta Atiba -başta olmak üzere- ile Veli'nin oluşturduğu orta saha ikilisinin bitmek bilmeyen enerjisi ile rakibe neredeyse hiç boş olan bırakmazken Fernandes'e yeteneklerini rahatça sergileyebileceği alan oluştu fakat savunmada yakalanan takım bütünlüğü ilk yarı itibari le ile hücuma yansımadı. Rakiple çok sayıda ikili mücadeleye giren, topu ceza sahasına kadar iyi taşıyıp devamı getiremeyen Mustafa Pektemek ile hala istenilen seviyede olmayan Dentinho 'nun performansı Beşiktaş'ın 3. bölgede etkisiz kıldı.

İkinci yarıda Slaven Bilic'in oyuna yaptığı yerinde hamleler ile hücumda ilk yarıya nazaran daha çoşkulu bir Beşiktaş vardı. Özellikle sonradan oyuna giren Gökhan Töre ve sazı eline alan Fernandes ile ileride daha fazla top tutan Beşiktaş, ikinci yarıda kendine gelen Olcay ile golü buldu. Golünde etkisi ile oyunun geri kalan kısmında daha rahat oyun sergilenirken kariyerindeki ilk resmi golü bulan Töre skoru belirledi. Gökhan Töre'nin sahip olduğu bu yetenekle henüz ilk golünü atıyor olmasına da inanmak zor.

Geçen sezona nazaran savunmada çok daha derli toplu görüntü çizildi. Asıl mevkisinin dışında görev alan Ersan bile sol bekte sırıtmadı. Escude-Sivok ikilisi uyumlu gözüktü fakat bunda sahanın her yerinde rakibe üstünlük kuran, basmadık yer bırakmayan Atiba-Veli ikilisinin payı büyüktü. Daha dengeli futbolu temel edinmiş Beşiktaş'ta hücumda yeterli yaratıcılık sağlanamadığı takdirde kulübede Oğuzhan gibi bir yeteneğin olduğunu da hatırlatalım.

6 Hakem, Tek Pozisyon

Maçın başından beri tabiri caizse "kaşınan" Colman'ın sarı kart gördüğü pozisyon dışında birkaç sert müdahalesinin yanı sıra 40. dakikada Mustafa Pektemek'e yaptığı akıl almaz faule kart göstermemesi inanılır gibi değil. 6 hakeminde görmediği pozisyonu Mustafa Reşit Akçay gördü, önlemini aldı. Colman 48. dakikada yerine Zokora'ya bıraktı.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Fransa'da Yeni Sezon: Gourcuff'un Yolu


Fransa Lig 1 dün oynanan müsabakalarla start verdi. Lyon kendi evinde Nice'ı 4-0 ile sahadan silerken, Gourcuff 1 gol, 2 asist ile oynadı.

  • Şanssızlıklarla Dolu Sezon: 12-13
Aslında henüz 1. hafta itibari ile çıtayı yüksek tutup iddaalı konuşmak istemiyorum çünkü; çok değil, daha bir önceki sezon Lyon, ligin ilk haftası deplasmanda Rennes'i 1-0 ile geçerken, golü maçın genelinde de fena performans sergilemeyen Gourcuff atmıştı fakat bir hafta sonra, Troyes maçının henüz 12. dakikasında sakatlanıp oyundan alınmıştı. Sakatlığın etkilerini tamamen üzerinden atması ve yeniden sahalara dönmesi yaklaşık 3 ayı bulan Gourcuff, Stade de Gerland'da oynanan Bastia maçında ilk 11'deki yerini alırken 5-2'lik Lyon galibiyeti ile sonuçlanan karşılaşmada sahanın en çalışkan ve göze batan oyuncusu olmuştu. Zaten Fransız medyasının devamlı gündeminde tuttuğu, desteğini esirgemediği Gourcuff, sakatlığı süresince yayıncı kuruluş Canal + tarafından anbean takip edildi ve bu süreç "L'ame de fond" adlı belgeselde toplandı. 

Gourcuff için 12-13 sezonunun geri kalan kısmı inişi-çıkışlı ve kısa süreli nükseden sakatlıklar ile boğuşarak geçti. Formunu yakaladığı dönemlerde ise Grenier'in iyi performansına ve Remi Garde'nin defansif özellikli oluşturduğu ortasaha formasyonlarına takıldı ve düzenli olarak forma giyip ritim tutması Nisan ayını buldu. Ligin son 7 karşılaşmasında ilk 11'deki yerini bırakmadı. Özellikle gol bulduğu deplasmandaki Nancy ve Rhone derbisinde iyi performans sergiledi. Karşılığını ise 5 Haziran'da Uruguay ile oynanan dostluk maçında milli formayı sırtına geçirerek aldı. 


  • Yeniden: 13-14
Bu sezona gelecek olursak; Lyon'da neredeyse boş geçirdiği 3 yılın kötü anıları silmek isteyen Gourcuff, sezona yine iyi bir başlangıç yaptı ama devamlılığı ve performansı konusunda fikir edinmek için biraz daha zamana gerek olduğu aşikar. Ligin ilk haftasında futbola başladığı ve düzenli forma giyerek kendisine Milan kapılarını açan Rennes'i konuk ettiler ve 10 üzerinden 10'luk performans sergileyen Yoann, 2 asistinin yanına 90+'da frikikten  harika bir de gol ekledi. Sakatlık yaşamadığı sürece performansında düşüş yaşaması zor ve şu anki form grafiğini devam ettirdiğinde de yedek kulübesi ona uzak gözüküyor. 


Sahada klasik bölgesinin dışında yer bulan Gourcuff, ofansif orta sahanın sol kanadına adapte olmaya başladı. Genç Grenier'in iyi performansı ve Remi Garde'nin bu ikiliyi aynı anda oynatmak istemesi ile forvet arkası pozisyonunda Grenier oynarken Gourcuff ise onun solunda yer alıyor. Bir dönem forma rekabeti yaşadığı Grenier ile  aynı anda sahada olması da kendisine alternatif olanlardan kesik yeme ihtimalini zayıflatıyor. Bu sayede sezon genelinde önceki yıllara nazaran daha sık forma şansı bulan ve bu şansı daha verimli kullanan bir Gourcuff görme ihtimali yüksek.


  • Lyon ne yapar?
Öncelikle çok ciddi bir rakipleri olmadan şampiyonluğa ulaştıkları müthiş 7 sezon geride kaldı. Hatta bu sezon ilk 4'ün içinde yer alabilmeleri bile başarı olarak gösterilebilir. Arap sermayesinin elinde bulunan Paris SG, bu sezon da Avrupa'ya akıttığı ciddi rakamlarla, zaten Lig 1 şampiyonluğu için yeterli olan kadroyu Edinson Cavani, Marquinhos ve u20'nin yıldızlarından Lucas Digne transferleri ile sınıf atlatarak Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu için iddaalı sayılabilecek bir takıma dönüştürürken, Rus işadamı Dmitry Rybolovlev'in satın aldığı Monaco ise yeni yükseldiği Lig 1'e, eldeki bazı kaliteli isimlerin yanına Radamel Falcao, Moutinho, James Rodriguez ve bu lig için tecrübeli Toulalan ile Abidal gibi yıldız isimleri kadrosuna katarak bir anda kağıt üstünde şampiyonluk için Paris SG'e rakip olacak takım hüviyetine dönüştü. Ne olursa olsun her dönem zirveyi zorlayabilecek potansiyele sahip Marsilya ise en önemli hamlesini, Dimitri Payet ile yaparken  Joey Barton, Gignac, Ayew'ler ve Mathieu Valbuena'dan oluşan takım iskeletinin çevresini İmbula ve Benjamin Mendy gibi gençler ile takviye etti ve rakiplerine nispeten daha zayıf gözükmesine rağmen zirveyi zorlayacak takım oluştu. Tüm bunlara Thauvin'li Lille'de cabası!



Rakipleri tüm bunları yaparken, Lyon başkanı Jean Michel-Aulas ise kulübün yaşadığı maddi sıkıntı dolayısıyla, rakiplerinin transfer ettiği yıldızlara karşın, Lyon formasını terlettiği sürece takımın gol yükünü üstlenen Lisandro Lopez'i Katar'a yollarken, zamanında 9 milyon'a Dinamo Zagreb'ten transfer edilen Dejan Lovren'i 10 milyon euro'ya Premier Lig ekibi Southhampton'a yolladı. Transfere neredeyse hiç para harcamazken, B takımdan tam 8 oyuncu as takıma yükseldi. 


Sonuç olarak; Paris SG, Monaco gibi sermayenin satın aldığı kulüplerin yanında, maddi sıkıntı yaşayan Lyon'un şampiyonluk potası içinde yer alması çok zor. İlk hafta ligin iyi ekiplerinden Rennes'i 4-0'la geçtiler fakat bir maçta sezonun geneline neler olacağını görebilmek imkansız. Bir nevi; Lyon bu sezon Gourcuff ve Grenier ikilisinin ve önlerinde genç forvet Lacazette'nin ayağına bakıyor olacak. Sermaye kazanacağına Lyon kazansın!

  • Arsenal'in yolunu da tutabilir
Gourcuff, Bordeaux ile lig şampiyonluğu yaşadığında en ciddi taliplisi Arsenal'di fakat kulübü 22 milyon euroluk bonservis bedeli öneren Lyon'un teklifini kabul etti. Gourcuff ise yıllık yaklaşık 5  milyon euro kazanacaktı. Şimdi ise bu ücret -haftalık 400 bin euro civarı- kemer sıkma politikası izleyen başkan Aulas'ın canını sıkmış olacak ki Gourcuff yeni adresinin Arsenal olabileceğini, 1 yıllık kiralamaya sıcak baktıklarını dile getirmiş. Gider mi? Giderse Wenger içindeki Yeni Zidane'ı çıkarabilir mi o da ayrı bir yazı konusu.

9 Ağustos 2013 Cuma

Belluschi Şanssızlığı


Bursaspor'un dün akşam nispeten daha zayıf olan rakibi Vojvodina karşında uğradığı hezimeti farklı boyutlarda veya sorumlu tutabileceğimiz kişiler üzerinden tartışabiliriz ama benim değinmek istediğim kısım; gerek bir önceki sezon ki ön eleme maçı olsun gerekse dün akşam Atatürk Stadyumu'nda oynanan rövanş maçında sahadaki yerini alamayan Belluschi'nin şanssızlığı..

Hatırlarsanız önceki sezon Bursaspor, yine bir UEFA Avrupa Ligi ön eleme turunda Twente ile eşleşmiş ve evindeki ilk maçı üstün bir oyunla 3-1 kazanarak rövanş karşılaşması için avantaj elde etmişti. Fakat işler istenildiği gibi olmadı. Bursaspor ilk yarının son dakikasında skoru 1-1'e getirse de ikinci yarıda peş peşe gelen gollere engel olamamış ve neticesinde gardı düşen Bursaspor, turu rakibine armağan etmişti. Twente karşısında iyi ve akıllı oynamasına, mücadele etmesine rağmen rakibine boyun eğen Bursaspor'un en büyük eksisi, kuşkusuz ki Avrupa kupalarında yeteri kadar tecrübe edinememiş olmasıydı. Belluschi'nin Bursaspor'a transferi ise tam Avrupa Ligi'ne katılma şansını kaybettikten hemen sonra gerçekleşmiş ve insanları "madem böyle bir adamı alacaktınız da neden şimdiye bıraktınız?" diye düşünmeye sevk etmişti.


Belluschi dün akşamki Vojvodina karşılaşmasında da sakatlığı sebebiyle forma giyemezken, Bursaspor, nispeten daha zayıf rakibi karşısında 3-0'lık skorla hezimete uğradı ve Avrupa Ligi'ne katılma şansını kaybetti. Yetenekli ayaklara sahip olmasına rağmen Bursaspor'un ortasahanın üstünlüğünü elde edememesini, 3.bölgede etkinlik gösterememesini, Belluschi'nin yokluğunda ortasahanın ortasında görev alan ikilinin, takımın en önemli silahı Batalla'ya gerekli desteği verememiş olmasına ve doğal olarak rakip tarafından 90 dakika boyunca devam markaj altında kalan Arjantinli yıldızın etkili olamamasıyla da açıklayabiliriz.



Peki ya Belluschi olsaydı?

6 Ağustos 2013 Salı

Mektup

Bu sezon her takım kendi maddi koşulları ve hedefleri doğrultusunda başarılı olması muhtemel transferler politikaları izledi. Beşiktaş, belkide karakter olarak kulübün imgesine en uygun teknik direktörlerden biri olan Slaven Bilic ile yeni bir sayfa açtı. Maddi koşullarını zorlamadan Pedro Franco, Gökhan Töre, Ömer Şişmanoğlu gibi genç ve potansiyel sahibi oyunculara yönelik hamleler yaparken, kalesini ise Tolga Zengin gibi bir isimle sağlama aldı. Hilbert'ten boşalan sağ bek mevkisini ise olabilecek en iyi Türk oyuncu ile, Serdar ile doldurdu. Beşiktaş'ı bu konuda asıl başarılı kılan faktör ise;  kulübün maddi dengesini sarsmadan, belirlenen transfer politikası çerçevesinde ihtiyaç duyulan mevkilere yapılan toplam 9 transfer için kasadan sadece 10 milyon euro civarı paranın çıkmasıydı. Olaya belki biraz duygusal belki de menajerlik oyunları oynayan bir çocuğun kafasıyla yaklaştım ama  
bana göre hedeflenen ve gerçekleştirilenleri baz aldığımızda transfer döneminin yıldızı; Beşiktaş..