GQ Türkiye Eylül 2013
17 Eylül 2013 Salı
16 Eylül 2013 Pazartesi
Maç Yazısı: Beşiktaş-Bursaspor
Samet Aybaba'sız Beşiktaş'ın maçlarını burada analiz etmek nispeten daha basitti çünkü daha çok eleştirisel olarak bir çok noktaya değinme durumu olduğu için bu satırları doldurmak, eksik yönleri yazmak, Bilic ve ekibinin yarattığı dört dörtlük Beşiktaş'ına göre daha kolay oluyordu.
Tam okuldan döndüğümde vakit bulmuş ve taslak için kafamda bazı fikirler belirmişken, alt yazıda Oğuzhan'ın 2 ay sahalardan uzak kalacağını görmem, bütün hevesimi bir anda aldı götürdü ama yine de bir kaç şey karalayacak olursak; uzun zamandır ilk defa bu kadar rahat Beşiktaş maçı izlediğimi hatırlıyorum. Bilirsiniz, Beşiktaşlı olmak zordur. Çarşı'nın bir marşında geçtiği gibi "bir derdim var bin dermana değişmem asla" misali.. Üstelik Bursa gibi ligin en zor deplasmanlarından birinde, bu denli rahat ve rakibe 90 dakika boyunca 1 dakika olsun oyunda var olma şansı vermeyen, okullar açılmadan 1 gün önce arkadaşlarla stres attığımız, izlerken gırgır şamatanın bolca olduğu maç ortamı sağladığı için tüm oyunculara, Slaven Bilic ve ekibine saygımı sunmak isterim.
Gökhan Töre, dünya çapında olan dripling yeteneğini abartmadan daha yerinde ve zamanda doğru tercihlerde bulunarak topu daha verimli kullanıyor. Olcay, geçtiğimiz sezona nazaran enerjisini daha verimli kullanıyor. Kaptan Sivok, sadece gol atmakla kalmıyor partneri Escude'ye bir de asist yapabiliyor. Fernandes usta ve çırağı Oğuzhan her zamanki gibi muhteşem ikili, en büyük destekçileri Atiba ise sahanın her yerinde. Çok iyiyiz, çoook!
Yeni Transfer Ramon
Ramon ile sahada her zaman ihtiyacımız olan yeterli agresifliği bulduğumuzu düşünüyorum. Tek maçla değerlendirmek doğru olmaz ama asıl sol bekimiz İsmail'in iyileşme süreci boyunca Ramon Motta ile o bölgede sıkıntı yaşamayız. Klasik Brezilyalı, bilekleri ortalama bir sol bek oyuncusuna oranla gelişmiş, bindirmeleri ile etkili olabilir.
12 Eylül 2013 Perşembe
Rotasyon: Olcay & Kerim Frei
Beşiktaş bu sezonda Avrupa Kupaları'nda mücadele edemeyeceğinden lig ve kupa maçlarında aynı bölgenin oyuncularına teknik direktör Bilic'in şans vermesi, genç oyuncuların tecrübe kazanması, onların önünü açması için önemli yere sahip. Özellikle sol kanat için yeni transfer Kerim Frei ve Olcay'ın forma rekabeti ön plana çıkıyor.
Olcay ilk sezonundaki muhteşem performansının Trabzonspor maçı ile devam edeceğinin sinyalini vermişti fakat geri kalan maçlarda her ne kadar istenilen etkiyi yaratamasa da sahada ki varlığı bile Beşiktaş için avantaj teşkil ediyor. Olcay, bir kanat oyuncusunun sahip olması gereken teknik kapasiteyi barındıran, savunmanın arkasına yaptığı koşularla rakibi zorlayan fakat daha çok 3. bölgede rakibe baskı uygulayan, her topa koşan, zorlayan yapısıyla ön plana çıkan bir karaktere sahip olduğunu biliyoruz. Mesela son milli maçta Fatih Terim'in Burak'ın yerine bir savunma oyuncusu almaması ya da ortasahaya takviye yapmak yerine Olcay'ı sahaya sürmesi de bunu açıklıyor aslında. İleride rakibe baskı kurmak ve top tutmak.. Biraz Dirk Kuyt'un Türk versiyonu gibi.. ve özellikle Bilic'in oturtmak istediği takım savunmasında çok önemli yere sahip.
Peki Kerim Frei? Transfer döneminde maddi koşulları çerçevesinde çok mantıklı bir transfer politikası izleyen Beşiktaş'ın son akıl ürünü transferi Kerim Frei, 19 yaşında. Olcay'a nazaran daha yetenekli, dikine oynayan, kapalı savunmaları aşmak için her takımın ihtiyaç duyabileceği dripling kabiliyeti yüksek ve özellikle uyum sürecini çabuk atlattığı sürece takıma direkt etki yapabilecek bir isim. -İsveç'e karşı oynanan U21 karşılaşmasında attığı Messivari golde olduğu gibi- Oğuzhan, Muhammed ve Töre'den sonra Kerim'in de takıma katılmasıyla yetenek olarak seviye atlayan Beşiktaş'ın izleyenlere futbol zevki yaşatacağı kesin..
Olcay mı Frei mı? Dediğim gibi; Frei, çoğu alanda sahip olduğu kanat oyuncusu özellikleri ile önde gibi fakat Olcay'ın ansızın skor üretebilme becerisi beni kararsız kılıyor.
10 Eylül 2013 Salı
5 Eylül 2013 Perşembe
3 Eylül 2013 Salı
Arnautovic Transferi
Avrupa transferin son gününde çok fazla transfer gerçekleşti. Marko Arnautovic son gün Premier Lig ekiplerinden Stoke City'e transfer oldu.
Stoke City, temel futbol felsefesi katı savunma anlayışından oluşan, fiziksel özelliklerin ön planda tutulduğu ve futbol takımından çok bir ragbi takımını andıran yapısıyla çoğu futbol seyircisine hitap etmeyen kısacası futbolu çirkinleştiren izlenmeyesi takım. Aslında başarılarının altında yatan asıl sebepte bu değil mi?
Genelde Premier Lig'in en az gol atan takımı olma hüviyetini sahip olan Stoke City, geçen sezon rakip filelere yalnızca 34 gol gönderdi ve bu alanda küme düşen Queens Park Rangers'ın ardından en az gol atan 2. takım oldular. Ve işte Arnautovic, oyun planı; takım halinde geri yaslanıp kontra ataklarla gol arayan ve en önemlisi uzun boylu oyunculardan kurulu olmalarının verdiği avantajla serbest vuruş ve taç atışlarından skor üretmeye çalışmak olan bu takıma transfer oldu.
Ben açıkcası en çok acınası haldeki Stoke City taraftarlarına seviniyorum. Aslında onlarda durumun farkında. Ligde tutunmaları için çirkin futbol anlayışlarına devam etmeleri gerek ama Marko Arnautovic'in takıma katılmasıyla biraz olsun izlenesi bir takım oldular. En azından Britannia Stadı'nı dolduran taraftarlar, gününde olan bir Marko'yu yakalarlarsa son yıllarda yaşamadığı deneyimleri yaşayabilir, taç çizgisinde topu alan Marko birkaç rakibin eksiltip, içeri sokulabilir ve vuruşunda topu ağlara gönderebilir.
Yaramaz & Yetenekli Marko
Arnautovic, saha içinde yaptıklarından çok saha dışında yediği haltlarla gündeme gelen, esasında yetenekli bir futbolcu. Sadece ben demiyorum, Mourinho'da böyle düşünüyor. Twente'de gösterdiği performans Inter transfer olmasını sağladı fakat İtalya'da tutunamayınca Bremen'e transfer olmuştu. Bremen'den takım arkadaşı Elia ile hız yaptıkları gerekçesiyle polis radarına yakalanmış, kadro dışı bırakılmıştı. Daha öncesinde "Bremen'den cacık olmaz" tarzı bir açıklama yapıp tepki toplamıştı. Ee normal Balotelli'nin kankası sonuçta!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















