30 Ocak 2013 Çarşamba

Ara Transfer Sonrası Schalke

Sakatlıklar, transferler ve tahminler üçgeninde Galatasaray-Schalke 04 eşleşmesi


Ara transfer döneminin sona ermesine yakın Galatasaray-Schalke eşleşmesi üzerine yapılacak yorumlar, tahminler yavaş yavaş netlik kazanıyor. Bu süreç içerisinde Galatasaray yıldız oyuncularla kadrosunu güçlendirirken Schalke ise kan kaybetmeye ve çizgisinden uzaklaşmaya başladı.

Şampiyonlar Ligi'nde de Son 16'da Galatasaray'ın kurada çektiği takım olan Schalke, Galatasaray'ın torbada ki diğer takımlara bakarak çekebileceği en iyi ve dişine göre rakiplerden bir tanesiydi. Maviler ilk yarının son 6 haftasını galip gelemeden geçirmelerinin ardından teknik direktör Huub Stevens'in görevine son verdi -Halbuki ben Magath'ın savunma ağırlıklı, etkili kontralarla gol arayan futboluna nazaran Rangnick ve Stevens'ın Schalkesini tercih ederim-. Stevens'ın yerine  Mainz teknik direktörü Tuchel'in geçmesi olasıydı fakat Schalke yönetimi geçici olarak  teknik direktörlüğe U-17 takımını çalıştıran Jens Keller'i  getirdi. Keller yönetiminde Hannover ile gol düellosu şeklinde geçen ilk maçı 5-4 kazanan Schalke, önceki hafta kağıt üstünde favori göründüğü ligin zayıf takımlarından Augsburg ile deplasmanda berabere kaldı. Bu hafta ise kendi evinde, Veltins Arena'da oynanan maçta ligin son sırasındaki Fürth'e 2-1 kaybettiler. Üstüne bu sezon takımın orta sahada ki ofansif yükünü üstlenen, 10 numara vasıflarıyla takımın maestrosu özelliğini taşıyan Almanların son gözdesi  ve Almanya U-21 milli takımının da kaptanlığını üstlenen Lewis Holtby'in sezon sonunu beklemeden Tottenham'a transfer olması Schalke'yi çok zor bir duruma soktu. Holtby'nin sezon öncesi sözleşmesini uzatmamasından dolayı değerinin 10'da 1'ini bile bulmadan Londra yolunu tutması da cabası. Schalke'nin sezon başından beri uyguladığı ve Jens Keller'in görevin başına gelmesiyle birlikte bozulmayan 4-2-3-1 oyun planında Holtby'i  3'lü ofansın ortasında görev alıyordu fakat Holtby'in ayrılmasıyla Schalke'nin Galatasaray'ın aksine 4-2-3-1'den 4-4-2'ye dönüş yapması son dakika transferi olmadığı sürece muhtemel gözüküyordu fakat Keller, Fürth maçında dizilişte değişikliğe gitmedi.


Eldeki oyunculara bakarsak, hücum hattı güç kaybetmesine rağmen hala Huntelaar'ın yanı sıra Farfan, Draxler, ve Barnetta gibi yetenekli çizgi oyuncularına sahipler. Huntelaar takımın gol yükünü üstlense de 4-6 hafta sahalardan uzak kalacak Marica, Obasi ve Pukki'nin skor bazında takıma yaptığı katkı bir Huntelaar etmiyor. Ara transfer döneminde Afellay'ın yokluğuna alternatif olarak Lyon'dan 1.5 yıllığına kiralık olarak Michel Bastos'u ve yine kiralama yöntemiyle -Schalke yönetimi Holtby'nin ayrılığını öngörmüş olacak ki-   Bundesliga'yı takip edenlerin Hertha Berlin'den hatırlayacağı Raffael'i Dynamo Kiev'den kadrolarına kattılar. Bastos, Lille ve Lyon'da geçirdiği ilk zamanlarda sergilediği performansından uzak. Bu sezon Remi Garde ona ilk 11'de fazla forma şansı vermemesinden dolayı kapalı kutu niteliğinde idi ama Schalke formasıyla çıktığı ilk maçında 90 dakika sahada kaldı takımının tek golünü kaydetti. Raffael de Hertha Berlin'den hatırladığım kadarıyla fena oyuncu değil, Bundesliga seviyesinde iş yapar topçu. Jens Keller 4-2-3-1 dizilişinden vazgeçmediği takdirde Holtby'in yerine yani ofans 3'lüsünün ortasına Raffael' monte etmesi belki düşünülebilirdi fakat istatistiklere bakacak olursak tıpkı Bastos'ta olduğu Raffael'de fazla forma şansı bulamadı ve Holtby'nin yarattığı etkiyi ondan beklemek mucize olurdu. Zaten Fürth karşısına da Draxler'i asıl bölgesi olan sol kanatta kullanmak yerine Holtby'nin bölgesine çekti ve Raffael'i yedek oturttu. Draxler'dan boşalan sol kanatta ise yeni transfer Bastos'a yer verdi

 "Afellay yok muydu ya?" diyorsunuz ama Afellay'ın uzun süredir devam eden sakatlığı var ve TT Arena"da ki ilk maçta forma şansı bulamayabilir. Afellay yoksa bu sezon parlayan 19 yaşında ki Draxler var ama Afellay, Draxler'a göre çok daha yaratıcı çok daha yetenekli bir oyuncu. Hücum hattına nazaran Schalke savunması bir o kadar da kötü. Hemen hemen her maç kalelerinde gol görüyorlar. Defans hattına şu an için takviye yapmadılar. Galatasaray'ın özellikle Sneijder ve Drogba'nın katılması ile birlikte Schalke savunmasını aşmakta güçlük çekeceğini sanmıyorum.    Ama Galatasaray'ın hala oturmamış bir savunma düzeni var ve Schalke her ne kadar Holtby'i kaybetmiş olsa bile yetenekleri ayaklara sahip ve özellikle Arena'da ki maçta hızlı kenar oyuncularıyla oluşturacakları kontralar ile tehdit oluşturacaktır. Bu nedenle iki takım arasındaki maçların gollü geçeceğini tahmin ediyorum. Her şeye rağmen Çeyrek final biletini de Galatasaray alır!

28 Ocak 2013 Pazartesi

Korkak!

 Samet Aybaba'nın oyuncusu seçimleri dünkü maçın kaderini direkt olarak etkiledi 


1. Stutgart'ta oynadığı dönemden bu yana sağ kanatta görev almayan, Beşiktaş'a geldiğinden beri de sağ bek mevkiine mükemmel dönüşüm yapan Hilbert'in uzun süredir oynamadığı sağ kanatta görev alması ve arkasında sadece Antalyaspor maçının ilk devresinde forma giyen, 2. maçında derbide sahada olan tecrübesiz Mehmet Akgün'ün oynaması henüz 3. dakikada saçma sapan kademe hatasından dolayı maça Beşiktaş'ın maça 1-0 geride başlamasına sebeb oldu. Fenerbahçe maçında da Julien Escude'den sol bek yaratıp Gökhan Gönül'ün hayatının en rahat futbolunu oynamasını sağlayan hatanın 2. ayağı gibiydi


2.)Sakatlığın etkisini üstünden atamamış Fernandes'in yerine onun kadar yaratıcı ve son zamanda Beşiktaş forması giyen en yetenekli yerli futbolcuların başında gelen Oğuzhan'ın yedek soyunması Beşiktaş'ın yaratıcılığı sıfıra çekti. İki merkez orta saha ile oynayan(Selçuk-Melo) Galatasaray'a karşı orta saha üstünlüğünü almak için Veli-Necip ikilisi ile onları karşılamayı, orta sahayı daha güçlü ve dengeli tutmayı düşünmüş ki Samet Aybaba, Necip-Fernandes-Oğuzhan üçlüsünü bozup o bölgeyi Veli'i monte etti. Şu zamana kadar 40 gol atan takımın en büyük kozu hücum gücü ve yaratıcılığı ona uygun biçimde sahada olmak en mantıklısıydı. Ben bu seçimi tamamen Samet Aybaba'nın korkaklığına bağlıyorum. 90 dakika boyunca özellikle Melo'nun atılmasından sonra bile Beşiktaş orta saha üstünlüğünü bir türlü sağlayamadı. Yine sahanın en iyisi sonradan giren Oğuzhan'dı. Rakip 10 kişi, Şut 0!

3.)  Bu sıralar "Almeida'lı sistem" aldı başını gidiyor da Almeida'nın olmayışı çok büyük eksik değil özellikle maçtan sonra "Almeida'nın yokluğu bizi çok etkiledi" tarzı açıklamalarda bulunan Samet Aybaba sahada ki 11 oyuncunun hakkını yediğini düşünüyorum. Holosko'yu en uçta kullanmak yerine en verimli olduğu çizgide kullanıp takımı 4-6-0'e çalan taktik anlayışıyla sahaya sürebilirdi veya en uçta Dentinho'yu kullanabilirdi.

27 Ocak 2013 Pazar

Giggs


1993'ten 2013'e...

20 sene önce ManU altyapısında top koşturan elaman ile 20 yıl geçtikten sonra kucağında çocuğu ile fotoğraf çektiren eleman aynı eleman..



Babamın Bahsettiği Adam



"Formamı çok istiyorsan, onu sana verebilirim"

Babamın futbolu içli-dışlı olmasından dolayı bende ki futbol tutkusu çok küçük yaşlarda oluşmaya başlamıştı. Henüz 7-8 yaşımda iken babamla beraber o dönem Cine5'te yayınlanan La Liga' yı izlemekle başlamıştı bu tutku. Öyle güzel bir döneme denk gelmiştim ki o zamanlar Florentino Perez, 1. Los Galacticos oluşumunun temellerini atıyordu. Luis Figo, Beckham, Ronaldo ve en önemlisi bonservisine 72 milyon euro ödenip transfer edilen Zinedine Zidane ile endüstriyel futbolun ilk örnekleri sergilenirken zamanın en iyi kadrolarından biri oluşuyordu. 

Los Galacticos oluşumundan önce bile içinde barındırdığı yıldızlarla La Liga her ne kadar kaliteli bir lig olsa da Los Galacticos oluşumundan sonra benim gibi zamane çocuklarında favori liglerinden biri haline gelmişti. Real Madrid, döneme damgasını vuran transferlerin  yanı sıra kadrosunda bulundurduğu Raul, Guti, Casillas gibi Castilla çıkışlı oyuncularla mükemmel bir takım haline bürünürken Barcelona'da Ronaldinho, Deco, Eto'o, Xavi ve o zamanlar Nihat'tan dolayı bildiğim Real Sociedad'da ise Kovacevic, Aranburu ve Alonso vardı.


Ama benim için hepsi bir yana Zidane bir yanaydı. Müsvedde kağıtlara, kitap aralarına karaladığım kadrolarda ilk yazdığım isim her zaman "e" harfi eksik Zidane'dı. Şu anda olduğu gibi orta saha oyuncularına  beslediğim sempatinin temellerini atmıştı. Küçük yaşta onu sahadaki diğer futbolculardan ayırt etmemin sebebi belki saçlarının olmamasıydı ama sahip olduğu fiziksel yapıya rağmen (yanlış hatırlamıyorsam 1.85 boyunda idi) vücudunu en iyi şekilde koordine etmesi ve bunu eşsiz futbol zekası, yeteneği ve futbol mentalitesi ile harmanlayıp futbol sahasındaki bir sanatçı gibi bize sunan yegane efsanelerden biri olmasıydı. Çok süratli olmamasına rağmen etrafında manyetik alan varmış gibi topu ayağına yapıştırması ve onu karşılamaya gelen defans oyuncusuna karşı fiziksel olarak üstün olmamasına rağmen çok sakin bir şekilde tamamen zeka ürünü bir hareketle presten çıkması ve ardından afallayan defans oyuncusunun arkasından çaresizce onu izlemesi bence en güzel futbol karesidir. Onu izlemek her ne kadar büyük bir zevk ise sadece sahadaki takım arkadaşları değil rakip oyuncular içinde ikili mücadeleye girmemek kaydıyla onunla aynı sahayı paylaşmak güzel bir duygu olsa gerek. Maradona, Zico, Platini veya Cruyff'u izleyememenin eksikliğini hissetsem de Zidane'ı  izlemiş olduğumdan dolayı şanslı hissediyorum ve izlediklerim arasında kuşkusuz en iyisi o. 

Şu anda ise en beğendiğim bu sefer benim babama bahsetttiğim adamın Yoann Gourcuff olmasının en büyük nedeni zamanında Fransızlar'ın onu "Yeni Zidane" olarak görmesiydi. Bordeaux'un şampiyon olduğu sene takımın maestro görevi üslenip Lig 1'de yılın futbolcusu seçildiği dönemde bu kıyaslamalar her ne kadar artmış olsa bile futbol dünyasının asla Zidane gibi komple bir futbolcuyu bir daha göreceğini düşünmüyorum. Belki Enzo Zidane'ı babasından ayıran tek özelliği gür saçları olursa olabilir. Gourcuff'a gelince Türk futbol severlerin Galatasaray -  Bordeaux  maçlarından hatırlayacağı, spikerlerin deyimiyle nam-ı diğer Gürküf, Lyon'a transfer olduğundan beri kayda değer hiç birşey yapamadı. Çok iyi bir oyuncu fakat sürekli sakatlanması  asıl performansını sergileyememesinde ki en büyük etken. Tam bu sezona iyi başlamışken ligin 2. haftasındaki Troyes maçında bir daha sakatlandığında Euro 2012 aday kadrosundan çıkarıldığı öğrendiğimde ki gibi kahroldum. Şu an sakatlığını atlatmış durumda fakat Remi Garde onu 11'de düşünmüyor. Umarım Bordeaux günlerine döner de Brezilya 2014'te onu izleme şansı buluruz.

25 Ocak 2013 Cuma

Wonderkid



"Futbol okullarında oynarken dişlerim ufak olduğu için ufak diş anlamına gelen "Dentinho" lakabını taktılar, bu sonradan hiç değişmedi."

Brezilya'da her sene yeni bir yıldız patlama yapar, Avrupa takımların transfer listesine girip pazarın gözdesi olur ya şu anki jenerasyondan Dede, Paulinho gibi... Bir de üstüne menajerlik oyunlarında "Wonderkid" oyuncular kategorisinde yer alıp gelişen oyuncular vardır scoutların bulduğu, 2-3 sene takımda tutarak geliştirdiğin, piyasa yaptığında 20'ye 30'a sattığın oyuncular vardır ya Dentinho da 4-5 sene öncesinde bu tür oyunculardan biriydi işte.

2008-2009 sezonunda Brezilya'da 29 maçta  9 gol, 3 asist performans sergiledikten sonra bir anda ilgi odağı olup Juventus'la adı anılmıştı. Bu süre zarfında Brezilya U-20 milli takımının da gözde oyunculardan biri haline gelmişti. Mircea Lucescu rotayı Brezilya çevirdikten sonra Douglas, Alex Texeira, Alan Patrick gibi oyuncular ile beraber o da Shakthar'ın yolunu tutmuştu. Aslında yarattığı etkiden sonra Corinthians onu daha yüksek bir bedel karşılığında elden çıkarmayı düşünüyordu ama o süre zarfında performansının düşmesi ve milli takım seviyesinde kendine yer bulamaması onu gözden düşürdü fakat Lucescu ona güveniyor olacak ki 6.5 milyon euro karşılığında uzun vadeli bir sözleşme imzalayıp satın alma opsiyonunu da 9 milyon euro olarak belirlemişti. Ukrayna liginde ilk 11' de  yer bulmakta zorlandı ve kendisinden beklenen patlamayı bir türlü yapamadı.

 Mevkii olarak bakarsak Beşiktaş'ın aradığı direkt santrfor değil daha çok forvet arkası ve kanatlarda görev alan bir futbolcu. Samet Aybaba'nın onu kanatlarda Olcay veya Holosko'nun yerine kullanacağını düşünüyorum. Sezon başından beri Olcay ve Holosko maximum verim vermiş olsalar bile Dentinho daha yetenekli ve daha yaratıcı bir oyuncu. Bu bölge tatlı bir rekabete sahne olacak. En azından kadroya derinlik, kulübeye zenginlik katacaktır. Almeida'nın yokluğunda ise Aybaba onu Holosko'yu en uçta kullanıp kendisini sağ kanatta görevlendirebilir.

"Beşiktaş'a neler katabilir?" kısmına gelecek olursak Dentinho'nun denemeye değer bir risk olduğunu düşünüyorum. Potansiyelli bir futbolcu ve hali hazırda bir piyasası var. Kiralandığı süre içerisinde kendini geliştirebileceği bir ortam var ve beklenen performansı sergilerse yönetimin tıpkı Fernandes'te olduğu gibi sıkı bir pazarlık sonucu daha makul fiyat karşılığında bonservisini alacaktır. Ayrıca kulübün ekonomik durumunu göz önüne alırsak potansiyel sahibi genç oyuncuları yüksek bonservis bedelleriyle almaktan ziyade satın alma opsiyonuyla kiralamak çok doğru hamle. Bonservisine 3 milyon euro ödenip alınan, takımda kaldığı sürece hiç bir varlık gösteremeyen, Sporting Lisbon'un B takımında bile kadroya giremeyen Julio Alves buna en iyi örnek.


22 Ocak 2013 Salı

Potansiyel Şampiyon


 2014 Dünya Kupası yaklaşırken futbolseverlerin kafasında favori takımlar yavaş yavaş oluşmaya başladı. Eleme gruplarında toplanan puanlar, istatistiki bilgiler, hocalar ve yıldız oyuncuların sentezlenmesi ile herkes kafasında bir şampiyon yaratsa benim şampiyonum ne son dönemde tüm kupaları kazanan İspanya ne Messi'li Arjantin ne de ev sahibi Brezilya. Benim şampiyonum Belçika!

"Ne diyor bu arkadaş?" diye söylendiğinizi hissedebiliyorum ama 2008 Pekin Olimpiyatlarında yarı final oynanan ve o günden bu güne tecrübe sahibi olmuş kadronun şu an ki milli takımın temellerini oluşturduğu, gerek son dönemde altyapılarından dünya futboluna kazandırdıkları olmadı devşirme usulüyle yine kendi sistemlerinde yetiştirdikleri yetenekli ve son döneme damga vuran ve vuracak yüksek potansiyel sahibi oyuncuları barındıran Belçika'nın artık başarılı olmaması için önünde bir engel yok. Türkiye ile  2012 Avrupa Şampiyonası elemelerinde aynı grupta mücadele eden ve ardımızdan 3. olup Finallere katılma hakkını kazanamadıktan sonra 2014 Dünya Kupası elemelerinde Sırbistan ve Hırvatistan gibi dişli rakiplerle aynı grupta yer almasına rağmen 4 maçta 10 puan toplayıp umduğum çizgide ilerliyorlar.

Oyuncuları gözden geçirecek olursak;

Son dönemde milli takımın kalesi, Chelsea'nin oyuncusu olmasına rağmen Atletico Madrid"de kiralık oynayan Thibaut Courtois'e emanet. 21 yaşındaki file bekçisi genç yaşına rağmen Uefa Kupası'nı kaldırdı ve süreçte gerek Avrupa Ligi'nde gerekse La Liga'da çokça tecrübe edindi. Alternatifi olarakta Sunderland'ın kalesini koruyan 25 yaşındaki Simon Mignolet var.

SAVUNMA

Vincent Kompany, İngiltere Premier Lig'de geçen sezon ipi göğüsleyen Manchester City'nin savunmada ki kilit ismi ve kaptanlığını yaptığı, son dönemde adından sıkça söz ettiren Kongo asıllı başarılı stoper aynı zamanda Belçika milli takımınında kaptanlığını yapıyor.

Toby Alderweireld, Ajax gibi dünyanın sayılı altyapılarından birinde yetişen ve oynamaya da devam eden Erediviese'nin en parlak genç yeteneklerinden bir tanesi olan sağbek oyuncusu. Turnuvanın en çok dikkat çeken oyuncularından biri olması olası.Üstelik 15 yaş kategorisinden itibaren Belçika defansının sağı ona emanet.

Onun dışında yaz transfer döneminde Ajax'tan 12 milyon pound karşılığında Tottenham'a transfer olan Jan Vertonghen, Zenit'te forma giyen, 2014 elemelerinde forma şansı bulamayan Nicolas Lombaerts, tecrübesiyle takımın bizde ki "takımın abisi" niteliğinde ki Van Buyten ve son dönemde Mats Hummels ile beraber en beğendiğim stoperlerin başında gelen Arsenal'in kaptanı Thomas Vermaelen var. Savunma oyuncusu olmasına rağmen benzersiz bir top tekniğine sahip. Savunmada ki 4 oyuncudan  üçünün Ajax altyapısından yetişmiş olması çok büyük avantaj iken aralarında yaşı en ilerlemiş olan Vermaelen'in 27 yaşında olması uzun vadede milli takımın bu isimleri kullanacağı anlamına geliyor. Bu isimlerden oluşan bir defans hattının başarılı olması işten bile değil. 

ORTA SAHA

Tıpkı defans hattı gibi Belçika'nın orta sahası da çok etkileyici

Belçika milli takımının orta sahası, 2008 yılında Standard Liege'den 18 milyon euro karşılığında Everton'a transfer olan ve kısa sürede David Moyes'un vazgeçemediği oyuncuların başında gelen Fas asıllı Maroune Fellaini ile genç yaşta Standard Liege'in kaptanlığını üstelenen ve şu anda Porto'da forma giyen Steven Defour oluşturuyor. Bu ikiliden Fellaini fiziksel gücü, hava hakimiyeti ve örümcek bacaklarıyla kesici özelliği ön plana çıksa da Defour ona göre daha ufak tefek olduğundan oyun zekası ile fark yaratan bir oyuncu ve mükemmel bir vizyona sahip. Onun dışında 40 milyon euroya Zenit'e transfer olan Axel Witsel'de bu 3'lüyü tamamlıyor. Witsel'e parantez açmak gerekirse; Fellaini ile beraber aynı jenarasyondan yetişen, sert oyunundan dolayı yetenekleri göz ardı edilen "pislik" imajından kurtulması gereken bir oyuncu. Özellikle Liege'de oynarken Marcin Wasilewski'nin ayağını kırdığı pozisyon hala aklımda.

Bu üçlünün önünde Dries Mertens ve Hazard yer alıyor. Mertens, sağ ayaklı olmasına rağmen sol kanatta görev alıyor ve özellikle istatistik olarak bakarsak PSV adına müthiş işlere imza atıyor. Bu sezon Erediviese'de oynadığı 16 maçta 7 gol 10 asistlik performans sergilerken önceki sezon çıktığı 49 maçta 27 gol 24 asist ile olağanüstü katkıda bulundu.1.69 boyunda ve 25 yaşında olduğunu da belirteyim. Eden Hazard ise kuşkusuz Belçika'nın en iyi oyuncusu. Lille formasıyla 2 defa Fransa'da Yılın En İyi Oyuncusu ve 1 defa da En İyi Genç Futbolcusu" ödüllerine layık görülen Hazard geçen sezon ligde 20 gol 22 asistlik performansıyla takımının attığı gollerin yarısından fazlasına direkt etki eden isim olmuştu. 10-11 sezonunda Sow-Gervinho ve Debuchy ile birlikte takımının şampiyon olmasında büyük pay sahibi olurken Chelsea'de çizgisinden hiç şaşmadan devam ediyor. İki ayağına da hükmedebilen Hazard, bir kanat oyuncusun sahip olabileceği hız ve tekniğe fazlasıyla sahipken forvet arkası oynadığında 10 numara vasıflarını barındıran kusursuz, çok yönlü bir yıldız. Bir kaç seneye de Premier Lig'in en iyilerinden biri olması muhtemel.

Bu isimlere alternatif olarakta Tottenham'dan Moussa Dembele ve sezon başında Genk'ten Werder Bremen'e transfer olan Kevin de Bruyne var.

HÜCUM 

Belçika'nın forvet hattı da potansiyeli yüksek forvet oyuncularından oluşuyor fakat orta saha ve savunmanın, hücum bölgesine göre daha iyi olduğu kanaatindeyim. Romelu Lukaku, bu bölgede en çok dikkat çeken oyuncu konumunda. Tıpkı Kompany gibi Kongo asıllı Belçikalı olan Lukaku, Anderlecht'te sahne almış ve henüz 18 yaşında Chelsea'ye "yeni Drogba" olma umuduyla transfer olmuştu. Sadece oyun stili değil tip olarakta Drogba'ya feci şekilde benzetiyorum kendisini. Uyum sorunlarıyla geçen ilk sezonun ardından WBA'ya kiralandı ve 21 maçta 9 gol attı. Bu performansını sezonun geneline yaydığı takdirde geri döner fakat oynar mı bilmem. Olympiakos'ta kariyerinde hiç atmadığı kadar gol atan ve sezon başında Everton'a transfer olan Mirallas, Aston Villa'nın bu sezon ki en parlak oyuncusu Benteke ve ara transfer döneminde Galatasaray'ın da gündemine gelen Twente'li Nacer Chadli forvet hattını oluşturan isimler. 







17 Ocak 2013 Perşembe

Football Gaming Live



Kasabian imzalı bir proje daha

Yetenekli ve daha önemlisi söz dinleyen bir grup genç ve Tommy ve Darren Bent'in sesle vereceği komutları gençlere iletecek bir sistem. Olay oldukça basit. Bilgisayar veya PlayStation'da nasıl futbolculara komut veriyorsanız bu oyunda da ses ile oyunculara yapmasını istediğinizi iletiyosunuz. 

16 Ocak 2013 Çarşamba

Fransa 2013 Kit


Gourcuff'u bu forma ile

Forma tasarımları her zaman dikkatimi çekmiştir sadece kulüp bazında değil milli takım formaları da ilgi alanıma dahil. Milli takımlar kategorisinde Fransa son yıllarda en iyi tasarımlara imza atan ülkelerin başında geliyor. Özellikle sponsor değişikliğinin onlara yaradığını düşünüyorum. Adidas sponsorluğu altında klasiğin dışına çıkamazken yeni sponsor Nike ise farklı tasarımlara yer veriyor. 

Her ne kadar kollardaki Fransa bayrağının renkleriyle oluşturan Adidas'ı sembolize eden 3 çizgiden yoksun olsa da bu formada hoş. Yeni bir renk, Yeni bir hava.. 




14 Ocak 2013 Pazartesi

Topu Ayağına Aldığında


Bu Maradona için geçerli değil ama bazen düşünüyorum 4-5 yıl daha önce doğsam Zidane'ı, Figo'yu, Del Piero'yu, Totti'yi daha fazla izleme şansı bulsam diye. O kadar az ki şu klasik 10 numara diye tabir ettiğimiz adamlardan. 

12 Ocak 2013 Cumartesi

Nene


Al-Gharafa ile imzaladı.

Sözleşmenin detaylarına inecek olursak; 1.5 yıllık sözleşmeden kazancı 6.75 milyon yani yıllık 4.5 milyona tekabül ediyor. Beşiktaş 2.5'da diretmişti ama çok daha fazlasına Katar'ı tercih etti.

Nene transferi gerçekleşse idi takım üzerinde yaratacağı etkiyi olumlu ve olumsuz olarak 2 başlık altında incelersek;

Olumlu olarak: Fransa Lig 1'de bir önceki sezon 21 gol 18 asistlik muazzam bir performans sergileyen bir adamın Beşiktaş'a kazandırılması da bir o kadar muazzam olurdu. Ligin ilk devresinde 38 gol atmış takımın hücüm hattına Nene gibi bir ismin kazandırılması korkunç hücum gücü yaratacaktı bu kesin. Fernandes ve Oğuzhan'ın yanına tıpkı onlar gibi üst düzey oyun zekasına ve ayaklarına oldukça hakim bir Nene'nin gelişi şampiyonluğu bile getirebilirdi.  31 yaşına gelmesi Katar'a gitmesini olası kılıyordu belki ama anlamadığım bir şekilde kariyerinin en iyi dönemini geçirdikten sonra Katar'ı tercih etmesi inanılır gibi değil. 

Olumsuz olarak: Anlaşma yapılsaydı kulüpten kazanacağı 2.5 milyon euro takım içi dengeleri bozabilirdi. Üstelik "Feda" sloganı adı altında başladığınız bir sezonda ve bir çok oyuncunuzla ekonomik sıkıntılardan dolayı yolları ayırmışken Nene'ye verilmesi öngörülen bu ücret sıkıntı yaratabilirdi. Nene transferini en çok isteyenlerden biri bendim ve olumsuz yanlarını saymam biraz da kendimi avutmaktan geçiyor. Ne vardı da gittin Katar'a be adam!!


11 Ocak 2013 Cuma

Evine Hoşgeldin Nuri!


Nuri için bundan daha iyisi olamazdı. 

Zaten Liverpool'da kaldığı süre içinde pek forma şansı bulamamış hatta son dönemde kadroya dahi girmekte zorlanmıştı. Brendan Rodgers'ın kendisini yanlış mevkiide oynattığını ileri sürmüştü. Kendisine hak verenler arasında Jurgen Kloop'te vardı. Kloop "Ben, açıkçası Liverpool'da doğru rolda oynatılmadığına, mevkisinde oynarsa daha başarılı olabileceğine inanıyorum" demişti. Nuri şu an Kloop'un ellerinde ve kendisini en verimli şekilde kullanacağına şüphe yok. 

Hem Real Madrid hemde Liverpool'da tutunamayan Nuri'nin formayı alması kolay değil. Onun bölgesinde yine bir çok oyuncu var ve sıkı bir rekabet onu bekliyor. Nuri'nin formaya sahip olması için Jurgen Kloop'un alternatif olarak İspanya'nın Euro 2012'de yaptığı gibi "Sahte 9" yaratması bu problemi çözebilir. Avrupa Şampiyonası'nda Del Bosque ileri uçta bir santrafor kullanmak yerine Fabregas'ı o bölgeye monte edip ondan "Sahte 9" yaratmıştı. Bu durumda oluşan 4-6-0 taktiği başarıyı getirmişti. Bu oyun formasyonunu İspanya'nın başarılıyla uygulamasındaki en önemli etken Barçalı oyuncuların bu sisteme uygun olmasıydı belki ama Jurgen Kloop'ten bahsediyoruz ve bu adam yapar!

4-3-3 şeklinde sahaya dizersek Dortmund'u orta sahadaki üçlü Sven Bender-İlkay ve Nuri olabilir, alternatif olarakta Sebastian Kehl. Onların önlünde kanatlarda Kuba ve Götze kullanıp en uçta ise Reus'tan "Sahte 9" yaratması Nuri'ye forma yolunu açar. Zaten yaptığı basın açıklamasında kulübede beklemekten sıkıldığını belirtmişti. 

Neymar ve Oğlu Davi Lucca


Klasik pozunu oğluna da aşılamış.

Amerika'da yılın en iyi futbolcusuna verilen verilen King of the Americas ödülünü aldı ya onun mutluluğu herhal.

10 Ocak 2013 Perşembe

Patlamaya Müsait: Pablo Mouche



"Bu şehir benimle gurur duyacak"

1.) Pablo Mouche, Boca'nın son dönemde yetiştirdiği ve Avrupa'ya yüksek meblağlar karşılığında pazarlamak istediği isimlerden bir tanesiydi. Zamanında Arjantin'in fazlasıyla gelecek vaad eden bir isim olmasına rağmen bekleneni tam olarak karşılayamadı ve sezon başında ülkemize transfer oldu.

Kayserispor Nordin Amrabat'ı Galatasaray kaptırmış olabilir ama artık Pablo Moşe'si var. Kayserispor'un tangocusu bu sezon başında ülkemize transfer olan yabancılardan belki de en çok dikkat çekeni ( en azından benim için öyle).Hatta basında adını duyduğumda Galatasaray ve Fenerbahçe'nin ilgilendiğini sandım bize gelse ne iyi olur diye düşündüm. Son dönemde yaptığı  sansasyonel transferiyle ön plana çıkan Kayserispor'un son bombası niteliğinde. Sezon başında Boca Juniors'tan transfer edilen ve Boca'da 2 lig şampiyonluğu yaşayan, Arjantin milli takım formasını da 5 defa terleten yıldız oyuncu ligin ilk yarısında 3 gol 3 assistlik fena bir performans sergilememesine rağmen takımını alt sıralardan kurtaramadı ama onun sayesinde Kayserispor maç başına girdiği 6 gol pozisyonu ile Beşiktaş ve Eskişehirspor'la zirveyi paylaştı. Kayserispor taraftarının ve Prosinecki'nin en çok güvendiği isimlerin başında geliyor. Kendisinden beklentiler daha büyük ve bunları gerçekleştirmesi için önünde 17 maç daha var ve büyük ihtimalle ligin 2.yarı yarısında performansıyla dikkat çekeceğini düşünüyorum. Kayserispor bonservisine 3 milyon ödemiş ama 1-2 sene sonra 3 büyüklere ya da Avrupaya 8-10 milyona transfer olursa şaşırmayın.


Kaynak: FourFourTwo

Messi'nin Sıradan Bir Sabahı


8 Ocak 2013 Salı

İlkay & Schieber


Bizden biri
 "Yorucu geçen günün sonunda Fussball Manager 13"

Antonio Adan


Yıllardır Casillas'ın arkasında yedek bekleyen 25 yaşında İspanyol kaleci

Bilindiği gibi Casillas'ın Mourinho ile soyunma odasında tartışmasından sonra son 2 maçta kaleyi devralmıştı. Ama bu süreçte son 4-5 yılda olduğu gibi bu maça da yedek soyunmayı tercih ederdi. Çünkü büyük sorumluluk altındaydı. Alınacak olası mağlubiyetin sorumlusu olacaktı. Casillas gibi dünyanın en iyi kalecilerinden birine sahip olan takımın taraftarı olsam doğal olarak sürekli onu sahada görmek isterim ama soyunma odasında ki tartışma ilk 11'e Adan'ın ismini yazdırdı.

Real taraftarı bu durumda Casillas'ın arkasında yer alırken Adan tercihini eleştirdi. İşte asıl yanlış olan kısım burası. Taraftarın Mourinho'ya tepkisini gösterirken Adan'ı araç olarak kullanması bence yanlıştı. Adan'da  senin kültüründen, geleneğinden yetişen Castilla çıkışlı bir oyuncu ama sen çıkıp Sociedad maçında ilk 11'de ismi okunurken yuhalıyorsun. Burada yuhalanan Mourinho ve tercihi olabilir ama bu zor durumda kaleyi altyapından yetişmiş bir isim koruyorsa arkasında durmasını bileceksin.

Adan'da eleştirilere; 3 haftadır çok şey söylendi, hep duymamazlıktan geldim. 16 yıldır Real'deyim, buraya nasıl geldiğimi biliyorum, aynen devam edeceğim.
                                                        

7 Ocak 2013 Pazartesi

Ronaldo & Shayk


Ballon dOr'un en sevdiğim yanı; Irina'nın da törenlere eşlik etmesi.

6 Ocak 2013 Pazar

Boş 96 Koltuk


Reji tribünleri gösterdiğinde düzenli biçimde boş bırakılmış koltuklar vardı. Meğer Mansfield yönetimi, Liverpool kale arkasındaki 96 koltuğu Hillsborough faciasında hayatını kaybedenlere ayırmış.

Hillsborough faciası, 15 Nisan 1989 tarihinde İngiltere ve dünya genelinde yaşanmış en büyük futbol trajedilerden bir tanesi. Sheffield Wednesday'in sahası Hillsborough Stadyumu'nda yaşanan olayda 96 Liverpool taraftarı ezilerek hayatını kaybetmişti. Hayatını kaybedenlerin arasında Steven Gerrard'ın kuzeni de bulunuyordu.

Mansfield Town v Liverpool


İngiltere Konferans Ligi temsilcisi küçük bir madenci kasabası takımı olan olan Mansfield Town evinde Liverpool'u ağırladı. Her şey tamda beklediğim kıvamdaydı. Küçük ve şirin UK Style bir stadyum, dolu tribünler ve kapalı hava. 

Sahaya çıkan ilk 11'ler de beklediğim gibiydi. Liverpool gençlerle Carragher ve Downing'i sentezleyip sahaya sürmüştü. En çok şaşırdığım ise Nuri'nin kadroda dahi kendine yer bulamamasıydı. Sakatlandığı yönünde herhangi bir bilgim yok ama Brendan Rodgers orta sahada Shelvey, Joe Allen ve Lucas Leiva'ya şans verirken oyuna sonradan Jordan Henderson dahil oldu. Bu isimlere Gerrard'ı da eklersek Nuri'nin bu oyuncu kitlesi arasında kaybolup gittiğini söyleyebiliriz.

Maça gelecek olursak Chelsea'den transfer edilen Daniel Sturridge, Liverpool formasıyla ilk maçına çıktı ve takımı adına perdeyi açan isim oldu. Maça kontrollü başlayan kendi sahasında kapanıp ileri atılan uzun toplarla rakibi dengesiz yakalama prensibiyle sahada olan Mansfield adına erken yenilen gol tüm dengelerini bozdu. İlk yarı Liverpool'un Mansfield'ın çok ama çok ağır beklerinin arasına Sturridge'i kaçırmasıyla geçti ki ilk gol bu şekilde geldi. 

Soyunma odasında çok ateşleyici bir konuşma yapılmış olacak ki 2.yarının ilk 10 dakikasında Mansfield küçük çaplı bir fırtına estirdi hatta bir pozisyonda penaltılarının yendiği düşünüyorum. Brendan Rodgers erkenden önlemini aldı. Suso ile Sturridge'i oyundan alıp Henderson ve Suarez'i oyuna sürdü. Rodgers'ın hamlesi işe yaradı ve Suarez oyuna girdikten 3 dk. sonra farkı 2'ye çıkardı ama attığı gol İngiliz futbol severlerin neden Suarez'den nefret ettiğinin göstergesi gibiydi. Topu elle kontrol edip golü attı ve ardından sırıtmasıyla tam bir pisliği andırıyordu. Futboluna ve golcülüğüne lafım yok. Hatta Liverpool'un en önemli isimlerinden bir tanesi ama ciddi kişilik problemleri olan bir oyuncu.

2. golden sonra Mansfield'lı oyuncuların kendine güveni azalsa da sonuna kadar mücadele ettiler. Eee sonuçta halkın büyük çoğunluğunu işçilerin oluşturduğu bir kasabanın takımına da bu yakışır zaten. 3. bölgede yarattıkları baskı sonucu getirdi ve 80'de Green farkı 1'e indirdi. Hatta bu golden sonra sevindiğimi hatırlıyorum. Son 10 dakika seyircinin de yoğun desteğiyle çok çekişmeli geçti. Mansfield bu süreçte bir çok pozisyondan yararlanamadı. Özellikle Mansfield'de Geohaglon'un Rory Delap misali kullandığı orta görünümlü taç atışları büyük karambol oluşturdu fakat 2.gol gelmedi. Yine de Mansfieldlı oyuncular kasaba sakinlerine güzel bir mücadele izlettirdiler ve şu ana kadar belki de hiç yaşamadıkları kadar büyük heyecan yarattılar. Oyunu çirkinleştirmeden, haddini bilerek oynadılar ama kendi performanslarının zirve yaptığı ikinci yarının ilk ve son 15 dakikasında oynadıkları futbolla golü bulabilseler ve Suarez'in pozisyonunu hakem görseydi bir üst tura çıkmış olacaklardı.

Ayrıca mücadele ettikleri Konferans Ligi ülkemizde ki Amatör Küme'ye tekabül ediyor ama ülkemizde ki amatör küme takımları tel örgülerle çevrili sahalarda maçlarını yaparken onlar bazı Ptt 1.lig takımlarının bile sahip olamadığı 10.000 kişilik bir stadyuma sahipler. Bu kadar da değil Lisanslı ürünlerinin satıldığı store mağazaları, sezonluk biletleri hatta ülkemizdeki takımların acınacak haldeki websitelerine karşın mükemmel websiteleri bile var.  

5 Ocak 2013 Cumartesi

F.A Cup Tutkusu



TRT Spor'un F.A Cup maçlarını yayınlayacağını öğrendiğimde yaşadığım mutluluğu anlatamam. Ne Şampiyonlar Ligi ne Dünya Kupası en hoşuma giden organizasyondur F.A Cup.

Özellikle alt liglerde mücadele eden mütevazi kasaba takımların küçük, tipik UK Style stadyumlarında Premier Lig takımlarını ağırladıkları yağmur ve kapalı havanın da eşlik ettiği maçtan aldığım tadın tarifi yok. 

Güçlü Premier Lig takımı daha çok yedek oyunculardan oluşan bir kadroyla sahaya çıkarken küçük takım en iyi kadrosunu sahaya sürer. Oyuncular bu maça özel olarak hazırlanmış, kendini motive etmiştir. Stadyumu hınca hınç doldurmuş taraftarda heyecan vardır ve takımlarından sürpriz beklerler. İşte Bu!

Yarın oynanacak Mansfield Town - Liverpool maçı yukarda yazdıklarımın karşılığı türünden bir maç. İple çekiyorum. 



Teşekkürler Florin!


Kuşkusuz Karabükspor taraftarını topu ayağına aldığında en çok heyecanlandıran, büyüleyen isimlerin başında geliyordu Cernat. 

Niye gönderildiğini anlamış değilim. Tıpkı Jahic'te olduğu gibi futbol dışı problemler olmadığı sürece takımdan ayrılmaları sürpriz oldu benim için. Mesut Bakkal'ın takımın başına gelmesiyle bir anda gözden düştü. Aslında bu Mesut Bakkal'ın elindeki oyuncuları en iyi şekilde kullanmasından kaynaklanıyor. Hücum hattınızda Ahmet İlhan, Shelton ve LuaLua gibi isimlere sahipseniz hızlı hücuma dayalı bir taktik anlayışınız olmalı. Cernat'ın oyun stili bu anlayışa uymadığından Mesut Bakkal onu düşünmedi. Cernat daha çok top ayağındayken oyunda var olan yavaş ama teknik oyuncu profilinde bir isimdi. Tamam belki fizik olarak da çok güçlü değildi fakat Mesut Bakkal onu oyun sıkıştığında son 15-20 dk çok daha verimli bir şekilde kullanabilirdi. Onun yokluğunda toplanan puanlar ve İstanbul zaferleri bir nevi bavulunu hazırladı.

Gidişi Karabük halkını çok üzdü. Mustafa Denizli'yle yeni yapılanma sürecine giren Çaykur Rizespor'un yaptığı ilk hamle Cernat'ı transfer etmek oldu. Ptt 1.Lig'in çok çok üstünde bir oyuncu olduğu kesin. Mustafa Denizli gibi bir ismin elinde oynayacak olması çok büyük avantaj. Rizespor'un önümüzde ki sezon Süper Lig'de mücadele etmesi muhtemel gözüküyor.  

Karabükspor taraftarın da bıraktığı iz kuşkusuz çok büyük. Teşekkürler Florin!

10'u bu golle hatırlayın;


4 Ocak 2013 Cuma

Gülümse


Onu böyle görmek güzel

Takımlar yavaş yavaş toplanmaya, 2.yarı için hazırlık yapmaya başladılar. OL'de dün itibariyle çalışmalara başladı. Benim için asıl önemli olan Gourcuff'un takımla birlikte antremanda yer almasıydı. İlk yarının sonlarına doğru geçirdiği 3-4 haftalık bir sakatlık döneminden sonra toparlanması için zamanı var. OL taraftarları ve benim beklediğim patlamayı artık yapması lazım ki yapacağına inanıyorum. Hatta Gourcuff'un önderliğinde PSG önünde alınacak bir şampiyonluk pastanın üstüne krema olur..

Hilbert & Ozzy


Best wishes from Side



3 Ocak 2013 Perşembe

Haftanın Sürprizi: QPR


Eski dosttan tek kurşun

Premier Lig başlamadan önce QPR'ın ligin sürpriz takımlarından biri olacağını düşünüyordum. Ya çok olumlu ya da çok olumsuz anlamda. Ligde ki konumlarına bakarak olumsuz olduğunu görebiliyoruz ama Harry Redknapp'ın gelişiyle biraz toparlandıklarını söyleyebiliriz. En azından galip gelebiliyorlar. QPR'ı sürpriz olarak görmemde ki neden yaz transfer döneminde yaptıkları hamlelerdi. Manchester United'dan kiralık olarak Fabio ve bonservisiyle Ji-Sung Park'ı transfer ettiler. Inter'den kaleci Julio Cesar, Real Madrid'den kiralık Granero onun dışında Bosingwa, Cisse vs vs.

Bu transferle başarı yakalanmadığı sürece borç batağına girip küme düşerlerse onlar için hiç de iyi olmaz. Yaz transfer döneminde belli sükse yapmış oyuncularla kadrolarını güçlendirmelerinin yanında Adel Taarabt gibi henüz beklenen patlamayı yapamamış genç yeteneğe sahipler. Faslı oyuncu bir önceki sezonu her ne kadar hayal kırıklığı içinde geçirse de herkes yeteneklerinin farkında. Mark Hughes gibi teknik direktör olduğuna dair bir izlenim göremediğim bir isim ile sezona başlamalarının cezasını ligin dibine demir atarak çekiyorlar ama yerine göreve gelen Harry Redknapp boşta ki teknik direktörleri baza aldığımızda gelebilecek en iyi isimlerden bir tanesiydi. Onun gelişiyle küçük çapta bir toparlanma sürece girdiler ve Stamford Brigde gibi zor bir deplasmandan 3 puanla dönerek futbol olarak olumlu sinyaller vermeseler bile mücadeleleri takdir topluyor.

Bundan sonra ne yapabilirler bilmiyorum ama iyi ve tecrübeli bir hocaları var, kadroda isim olarak iyi fakat performans olarak aynı şeyleri söylemeyeceğim oyuncular var. "Bazı oyuncular hak ettiklerinden fazla maaş alıyor" diyerek tepkisini gösteriyor Harry.

Ayrıca 
ligin en az seyirciye oynayan takımı(17.800) oldukları için sempati duymasam da taraftarın Liverpool mağlubiyetinden sonra "Bizi zaten herkes yeniyor özel değilsiniz", Chelsea galibiyeti sonrası ise "Her hafta sizinle oynayalım" demeleri hoşuma gitti.

Kaynak: FourFourTwo


1 Ocak 2013 Salı

Liverpool vs Messi



The Battle for 2012

Liverpool'un 60 maçta attığı gol sayısı 97 iken, 
Messi'nin 69 maçta tek başına attığı gol sayısı 91.


Buna sebep olanın transferde ciddi maddi yüke girilmesine rağmen yapılan mantık dışı hatalar olduğu düşünüyorum. Akla gelen ilk isim tabi ki Andy Carroll. 10-11 sezonun ilk yarısında Newcastle formasıyla ligde oynadığı 19 maçta attığı 11 gol bir başarıdır fakat bu onun 41 milyon euro edeceği anlamına kesinlikle ve kesinlikle gelmiyor. Benim gözümde 1o milyon bile etmez. Liverpool gibi bir kulübün bu transferi gerçekleştirirken nasıl bir kafada olduğunu anlamak zor. Carroll hakkında Buffon "Meslektaşlarımın bu çocuktan fena çekeceği var" demişti Juve ağlarını sarstıktan sonra. Eski Polonya efsanesi Boniek ise Carroll'ın yeteneklerini tarif ederken "8 yaşında ki torunum bile teknik açıdan daha donanımlı" diyor. Boniek'in torununu bilemem ama kafa toplarında ki hakimiyeti dışında Carroll'un öne çıkan bir kabiliyeti yok. Ben onu biraz da biz de ki Batuhan'a benzetiyorum. 


 Bir de 23 milyon euro ödenip transfer edilen Stewart Downing var ki ligde oynadığı 36 maçta sadece 2 assist yapıp, gol kaydedemedi. Hakkında fazla bilgi olmadığımdan sallamanın lüzumu yok. İstatistikler konuşsun.